Geçtiğimiz yılın temmuz ayına
dönüp baktığımızda, şampiyon olmuş bir kulüp, bireysel anlamda gelişmiş bir çok
oyuncu, işleyen bir takım düzeni ve bunlara ek olarak Atletico Madrid’le rüya
gibi bir sezonu geride bırakmış Diego Ribas’ın transferini görüyoruz. Açıkçası
o günlerde futbolla ilgilenen herkes, şampiyonluğun bir numaralı favorisi
olarak Fenerbahçe’yi görüyordu ve görmekte de sonuna kadar haklıydı. Lakin
sonrasında, Türk Futbolu’nun mottosu haline gelen istikrarsızlık ve
sistemsizlik Ersun Yanal’ı Fenerbahçe’den ayırırken, hiç beklenmedik bir
şekilde İsmail Kartal’ı teknik direktörlük koltuğuna oturtuyordu. Sezon sonuna
geldiğimizde ise, “bu takım teknik direktörsüz de şampiyon olur” diyen Aziz
Yıldırım’ın yanıldığını, hem lig sıralaması hem de oynanan futboldan rahatlıkla
görebiliyorduk. Ayrıca Fenerbahçe Teknik Direktörlüğü gömleğinin İsmail
Kartal’a birkaç beden büyük geldiğini görmemek için kör olmak gerekiyordu ki
İsmail Kartal da durumun farkına varmış olsa gerek, sezonun son maçının ardından
hiç zaman geçirmeden istifasını veriyordu. Bunlara ek olarak, Galatasaray’la
girilen 4. yıldız mücadelesinin de
kaybedilmiş olması, Fenerbahçe ve Galatasaray arasındaki psikolojik üstünlüğün
Galatasaray tarafına geçmesini sağlıyordu.
Yeni sezon öncesi Fenerbahçe’de
yapılan ilk iş Giuliano Terraneo’nun sportif direktör olarak takımın başına
gelmesiydi. Geldiği ilk günlerde
Terraneo hakkında bulabildiğimiz tek şey 90’ların sonu ve 2000’lerin başında
Lazio ve Inter gibi kulüplerde aynı görevi üstlenmiş olmasıydı. Fakat hiç kimse
ilk geldiği günlerde Terraneo’nun transfer yapma konusunda bu kadar büyük bir
fenomen olacağını tahmin edemezdi.
Giuliano Terraneo hiç zaman
geçirmeden, teknik direktörlük konusunda yapılan bir çok temasın ardından
Portekizli Vítor Pereira ile el sıkışıyordu. Pereira’nın kariyerine baktığımızda
Porto öncesi alt liglerde takımlar çalıştırdığını görüyoruz. 2010 yazında
Porto’da André Villas-Boas’ın yardımcılığına getirilen Pereira, bir sonraki
sezonda ise takımın teknik patronu oluyordu. Vítor Pereira’nın Porto’da teknik
direktör olarak geçirdiği 2 yılda, 2 şampiyonluk ve 2 de Portekiz Süper Kupası
kazandığını görüyoruz. Porto’daki görevinin ardından Arap Yarımadası’na geçerek
bir sezon Al-Ahli kulübünü çalıştıran Pereira, geçtiğimiz sezonun devre
arasında gittiği Olympiakos’da ise hem ligi hem de kupayı kazanıyordu. 46
yaşındaki Pereira’nın yönettiği takımlardaki oyun formatına baktığımızda ise,
Porto’da 4-3-3, Olympiakos’da ise 4-2-3-1 oynattığını görüyoruz.
Terraneo ve Pereira’nın yapılacak
transferler öncesi ilk iş olarak bir çok oyuncuyu takımdan gönderdiğini gördük.
Yeni sezon öncesi sözleşmeleri biten Pierre Webo, Selçuk Şahin, Mert Günok,
Bekir İrtegün, Egemen Korkmaz ve Emre Belözoğlu ile yeni sözleşme yapılmazken,
takımda düşünülmeyen Emmanuel Emenike’nin de kiralık olarak Al-Ain kulübüne
gönderildiğini görüyoruz. Takımdan ayrılan bir diğer isim Dirk Kuyt ise sezon
sonu gelmeden eski kulübü Feyenoord ile anlaştığını duyurmuştu.
2015-2016 transfer sezonu henüz
bitmemesine rağmen, transfer şampiyonu olarak Fenerbahçe’yi göstermek hiç de
yanlış sayılmaz. Şu ana kadar kadrosunu Şener Özbayraklı, Fernandão, Simon
Kjaer, Abdoulaye Ba, Fabiano, Nani, Josef de Souza ve Robin van Persie ile
takviye eden Fenerbahçe’de, geçtiğimiz yıllarda kiralık oynayan Miroslav Stoch
ve Ertuğrul Taşkıran’ın da dönmesiyle
birlikte takımın çehresinin büyük ölçüde değiştiğini görüyoruz.
8 yeni transferi biraz daha
yakından tanıyalım:
Şener Özbayraklı: Yıllarca Gökhan
Gönül’e alternatif arayan Fenerbahçe, sonunda doğru adamı buldu diyebiliriz.
Hatta geçtiğimiz 3 yıldaki performansına bakarak rahatlıkla ilk 11 oyuncusu
olarak da düşünülebilecek bir oyuncu. Açıkçası Şener gibi bir oyuncuyu 1.6
milyon € bonservisle transfer etmek, bir önceki sezon Galatasaray’ın Tarık
Çamdal için 4.75 milyon € bonservis bedeli ödediği de dikkate alındığında
mükemmel bir transfer hamlesi olarak dikkat çekiyor.
Fernandão: Geçtiğimiz sezonu 22
gol atarak gol kralı olarak kapatan Fernandao’nun, sezon sonunda büyük
takımlardan birine transfer olması kaçınılmazdı. Geçtiğimiz sezon sık sık
Galatasaray’ın da gündemine gelen Fernandao, transfer döneminin açılmasıyla
birlikte zaman geçirmeden Fenerbahçe’ye imza attı. Bir çok Brezilyalı
futbolcuda olduğu gibi, transfer öncesi Fernandão’nun da bonservisinin bir
kısmı menajerinin elinde bulunmaktaydı. Bu transfer için Atletico Paranaense
kulübüne 3.5 milyon €, menajerine de çok net bir açıklama yapılmış olmamasına
rağmen 4.7 milyon € ödeneceği söyleniyor. Fernandão’nun büyük takımların eksikliğini
hissettiği pivot santrafor tipinde bir oyuncu olduğunu söyleyebiliriz. En
önemli özellikleri fizik gücü ve hava topu hakimiyeti olan Fernandão’nun, bitiricilik
anlamında da Fenerbahçe’nin ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilecek bir
oyuncu olduğunu Bursaspor performansına bakarak görebiliyoruz.
Simon Kjaer: Geçtiğimiz 2 sezonu
Fransa’nın Lille kulübünde tamamlayan 26 yaşındaki oyuncu için, Fenerbahçe’nin
ödediği bonservis bedeli 7.65 milyon € olarak göze çarpıyor. Ülkesi Danimarka
dışında şu ana kadar İtalya, Almanya ve Fransa gibi 3 farkı ülkede oynayan
Kjaer’in en iyi yıllarını Palermo ve Lille’de geçirdiğini, sonraki sezonlarda
yaptığı transferlerdeki bonservis bedellerine bakarak da anlayabiliyoruz. Palermo’dan Wolfsburg’a 12 milyon € gibi hatrı
sayılır bir bonservisle transfer olduğunun da altını çizelim. 1.89 m’lik
boyunun da etkisiyle hava toplarında etkili bir isim olan Kjaer, yerden oyunda
da yeterli bir isim, ayrıca uzun boyuna rağmen çevik bir oyuncu olduğunu da
söylemek lazım. Tıpkı Galatasaraylı Chedjou gibi Kjaer de yanında lider
özellikli bir stoperle oynadığı zaman daha verimli olan bir isim. Her iki
oyuncunun da Lille’de Marco Basa ile birlikte oynarken iyi dönemlerini
geçirdiklerini de hatırlatmak lazım. Birlikte oynayacağı Bruno Alves’in
savunmaya güçlü bir liderlik yapması
durumunda, Fenerbahçe için önümüzdeki sezonun defansif anlamda güzel geçeceği
söylenebilir.
Abdoulaye Ba: Kariyerinin büyük
bölümünü kiralık olarak geçirmiş 24 yaşındaki Senegalli stoper, Porto’dan
kiralık olarak takıma katılan bir oyuncu. Daha önce Portekiz temsilcileri
Academica ve Vitoria Guimares kulüplerinin formalarını kiralık olarak giyen Ba,
geçtiğimiz sene de yine kiralık olarak Rayo Vallecano formasını 20 kez sırtına
geçirmiş bir isim. Porto gibi yetenek avcısı bir kulüp, yetiştirebileceği ve
geliştirebileceği bir ismi kolay kolay göndermez. Bu açıdan bakarsak Porto’nun
oyuncudan umudu olmadığını görüyoruz. Fenerbahçe’nin de düşük maliyetli
rotasyon oyuncusu olarak düşündüğü bir isim Abdoulaye Ba. Ayrıca oyuncu için
Fenerbahçe kiralama bedeli ödemeyecek, sadece maaşını verecek.
Fabiano: Geçtiğimiz sezon Helton
iyileşene kadar Porto’nun kalesini koruyan Fabiano, bu sürede oynadığı 27 maçta
sadece 11 gol yemiş bir isim. Porto’da geçirdiği 3 sezonda, sadece Helton’un
sakat olduğu dönemlerde forma bulabilmiş Fabiano. Porto’da bu sezon için
düşünülmeyen oyuncu, Fenerbahçe’de Volkan Demirel ile forma rekabetine girecek.
Açıkçası iki oyuncuyu kıyaslarsak her ne kadar geçtiğimiz yıl basit goller yese
de Volkan’ın önde olduğunu görüyoruz. Fabiano için, Volkan çok saçma goller
yemedikçe kaleye geçmesi mümkün değil diyebiliriz. Ayrıca Abdoulaye Ba’da
olduğu gibi, oyuncu için Fenerbahçe kiralama bedeli ödemeyecek, sadece maaşını
verecek.
Nani: Cristiano Ronaldo’nun
Manchester United’dan ayrılmasını takip eden iki sezonda, United’ın değişmez
oyuncusu olmuş, gol ve asist anlamında kariyerinin en iyi dönemlerini yaşamıştı
Nani. 7 sezon geçirdiği Manchester
ekibinde yerini kaptırma sebebini, sık yaşadığı sakatlıklar olarak
gösterebiliriz. United’daki son 2 sezonunda toplam 22 lig maçına çıkabilen
Nani, Louis van Gaal’in takımı başına geçmesiyle birlikte gözden çıkarılan
isimler arasında kendine yer buldu. Geçtiğimiz sezon Sporting Lizbon’da kiralık
oynayan oyuncu, 27 lig maçında 7 gol 6 asistlik bir performans sergileyerek
eski günlerine döndüğünün sinyallerini vermişti. Hız ve teknik anlamında
kusursuz bir kanat oyuncusu olan Nani için ödenen 6 milyon € bonservis, bu
kalibrede bir oyuncu için oldukça makul. Ayrıca Nani’nin henüz 28 yaşında
olduğu da düşünüldüğünde, en az 5 yıl üst düzey oynayabileceğini görüyoruz.
Josef de Souza: 8 milyon € gibi
hatırı sayılır bir bonservis bedeli ödenerek São Paolo’dan alınan oyuncu,
defansif orta saha pozisyonunda oynuyor. Kendisi hakkında söylenen şeyler
ağırlıklı olarak Mehmet Topal tipinde, daha çok defansla orta saha arasında
oynayan kesici bir oyuncu olduğu yönünde. Açıkçası bu denli yüksek bonservis bedeli
ödenmiş bir oyuncunun rotasyon oyuncusu olarak transfer edilmemiş olması gerekiyor,
lakin Mehmet Topal’ın varlığında Josef de Souza kendisine nerede yer bulur bunu
da zaman gösterecek. Abdoulaye Ba ve Fabiano gibi Souza da yolu Porto’da
geçenlerden. Yine söylemekte yarar var, Porto gibi taşın suyunu sıkıp ondan
bile faydalanan bir kulübün, faydalanmadan gönderdiği bir oyuncuya 8 milyon €
verip almak ne derece doğru tartışılır.
Robin van Persie: Bu sezonun
sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da da en çok ses getiren transferlerden biri oldu van
Persie transferi. 6.5 milyon € bonservis ödenerek Manchester United’dan alınan
oyuncu, Fenerbahçe’den yılda 4.9 milyon € garanti para artı maç başı 20 bin €
alacak. Transferin maddi boyutlarına baktığımızda geri dönüşü olamayacak bir
yatırım olduğunu görüyoruz. 32 yaşındaki bir oyuncuya böylesine paralar vermek,
örnek almamız gereken Porto gibi Shaktar Donetsk gibi kulüplerde
göremeyeceğimiz işler. İşin sahadaki kısmına dönersek, van Persie’nin
futbolcuğundan kimsenin şüphesi olamaz. Hem Premier Lig’de hem de Hollanda
Milli Takımı’nda yaptığı işler ortada. Sakatlık yaşamazsa çok yüksek gol ve
asist sayılarına ulaşması garanti bir isim, ayrıca Arsene Wenger’in van Persie
için “çalıştığım en yetenekli oyunculardan biri” demesi de bize futbolculuğu
hakkında konuşacak bir şey bırakmıyor.
Yeni transferleri de inceledikten
sonra, önümüzdeki sezon Fenerbahçe’nin nasıl bir formasyonda oynayacağı
hakkında fikir sahibi olabilmek için kadroda oyunculara da bir göz atalım.
Kaleci: Volkan Demirel,
Fabiano, Ertuğrul Taşkıran
Sağ Bek: Gökhan Gönül, Şener
Özbayraklı, Mehmet Topuz*
Sol Bek: Caner Erkin, Hasan Ali
Kaldırım, Michal Kadlec*
Stoper: Bruno Alves, Simon Kjaer,
Abdoulaye Ba, Michal Kadlec
Merkez Orta Saha: Mehmet Topal,
Josef de Souza, Raul Meireles, Samuel Holmén, Alper Potuk*, Diego, Mehmet Topuz
Sağ Kanat: Nani*, Milos Krasic,
Mehmet Topuz
Sol Kanat: Miroslav Stoch, Alper
Potuk, Nani, Moussa Sow*
Forvet: Robin van Persie, Fernandão, Moussa Sow
Forvet: Robin van Persie, Fernandão, Moussa Sow
(Yanında * bulunan isimler birden
fazla pozisyon için değerlendirilmiş oyunculardır)
Yazının başında da belirtildiği
gibi Vitor Pereira bundan önce çalıştırdığı takımlarda 4-3-3 ve 4-2-3-1
sistemlerini oynatmış bir teknik direktör. Fenerbahçe’deki kadro yapısına
baktığımızda ise, Pereira’nın birden fazla dizilişte Fenerbahçe’yi oynatması
gerektiğini görüyoruz. Özellikle forvet bölgesine yapılan transferler ve
maliyetleri, takımı çift forvet oynamaya yönlendiriyor diyebiliriz. Fernandão’nun
en uçta, van Persie’nin ise daha arkada olduğu çift forvetli bir sistem en
uygun diziliş gibi görünüyor. Fenerbahçe bu şekilde 4-4-2 oynadığı takdirde,
merkez orta saha rolünde daha defansif iki oyuncuyu oynatmak zorunda kalacak ve
Diego bu sistemde saf dışı kalacak. Hem 4-4-2’de hem de Diego’da ısrar edilmesi
durumunda ise orta sahanın çok yumuşak kalacağını söylemek çok da zor
olmayacaktır. Ayrıca 4-4-2 düzeninde kanat oyuncularının da daha dengeli
oyuncular olması gerektiğini düşünürsek, Fenerbahçe’nin savunma anlamında 4-4-2
de çok zorlanacağını görüyüroz. Forvetlere baktığımız zaman ideal sistem gibi
görünen 4-4-2, kadronun geneline baktığımızda ise ideal sistem olmaktan
çıkıyor.
Kadronun tamamına baktığımızda,
Fenerbahçe için ideal sistemin 4-2-3-1 olduğunu söyleyebiliriz. Bir çok
oyuncunun farklı pozisyonlarda da oynayabileceğini de göz önünde bulundurarak
4-2-3-1 formasyonunda bol alternatifli bir kadro görüyoruz. Forvet bölgesi için
yukarıda belirtilen 3 oyuncu da, tek forvet oynayabilecek isimler. Buna ek
olarak van Persie’yi forvet arkası 3’lünün hem solunda hem de ortasında, Moussa
Sow’u da forvet arkası 3’lünün solunda görmek futbolseverleri şaşırtmayacak
hamleler olacaktır. Bu sistemde Diego da en verimli olduğu pozisyonda oynayacak
ve takıma yaratıcılık katacak oyuncuların başında gelecektir. Sağ kanat ve sol kanat için yukarıda
değinilen oyuncuların hepsi düşünülebilir fakat sağ kanat için öncelik Nani
olacaktır. Forma rekabetinin en sıcak olduğu bölgelerin başında ise sol kanat
poziyonunu görüyoruz. Geçtiğimiz iki sezonu devşirme olarak sol kanatta geçiren
Sow dışında, skora katkı anlamında Stoch ön plana çıkarken, takım oyunu ve
defansif olarak da Alper Potuk ön plana çıkıyor. Defansın önündeki
2’lide Mehmet Topal’ı banko yazıp yanına da Meireles veya Josef de Souza’yı
yazabiliriz, hatta sol kanatta düşünülmediği zamanlarda hızlı ve dikine çıkışlarıyla
Alper Potuk da bu bölgenin önemli oyuncularından biri olabilir. Defans
4’lüsünde sürpriz olmayacağını, sakatlık ve ceza olmadığı zamanlarda Gökhan
Gönül, Bruno Alves, Simon Kjaer ve Caner Erkin şeklinde bir yerleşim görüleceğini
söylemek zor olmaz. Kale için de tecrübesiyle Volkan’ın bir adım önde olduğunu
söyleyebiliriz.
Her ne kadar yıldızlarla dolu bir
kadro inşa etse de, Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme maçlarında Shaktar Donetsk
karşısında Fenerbahçe’nin işi çok zor. Donetsk temisilcisi, Douglas Costa ve
Luiz Adriano gibi yıldızlarını kaybetse de; baktığımızda oturmuş bir kadro,
oturmuş bir oyun sistemi ve yıllarca geri getirmeye çalıştığımız Mircea Lucescu
ismini görüyoruz. Ayrıca Fenerbahçe maçları öncesi Shaktar’ın 2 tane lig maçı
yapacağını ve fizik kondisyon olarak daha hazır olacağının altını çizelim.











Hiç yorum yok:
Yorum Gönder