Maçla ilgili yazmaya başlamadan
önce tüm Galatasaray taraftarlarına Yavuz Çetin’in muhteşem sololarıyla
Göksel’e eşlik ettiği “Sabır” adlı şarkıyı armağan ediyorum ve ben de bu şarkı
eşliğinde yazmaya başlıyorum.
Podolski’nin sağ kanatta verimsiz
olduğunu, ideal pozisyonunun sol kanat (sol forvet) olduğunu ben her hafta
yazmaktan sıkıldım, Hamza Hoca ise Poldi’yi sağda oynatmaktan sıkılmadı. Oyuncu
yerleşimleri ile ilgili maç başlayınca yaptığım ilk yorum bu oldu. Maç
başladığında ise gördük ki saha içi organizasyonlar anlamında milli takım arası
da ilaç olmamış. Yaklaşık 1 yıldır takımın başında olup, 1 devre arası 1 de
sezon öncesi kampı geçiren bir hocanın takımı bu kadar dağınık oynayamaz, eğer
oynuyorsa kimse o takımın başındaki isme hocadır demesin. Takım savunması o
kadar dağınık ki, halı sahada bile böylesine kötü bir savunma anlayışı
görmedim. Hücum anlamında ise Galatasaray’ın işi yıldız oyuncularının bireysel
becerilerine veya rakibin bireysel hatalarına kalmış durumda. Bir önceki lig
maçında da Konyaspor kalecisinin yaptığı büyük hata maçın kopmasına sebebiyet
vermişti. Bugün ise Mersin İdman Yurdu kalecisi Zülfikar’ın iyi performansı ve
rakibin bireysel hata yapmaması Galatasaray’ın maçı koparmasına engel oldu.
Oyuncu değişiklikleri ise Hamza
Hoca’nın sınıfta kaldığı bir başka konu. Oyundan çıkana kadar takımın en iyi ve
isabetli pasörü olan Jose Rodriguez’in çıkması hataydı. Ayrıca Yasin ve
Podolski gibi hem dribbling hem de şut kabiliyetleri üst düzey olan iki
oyuncunun da çıkarılması aklı başında bir futbol adamının yapacağı işler değil.
Kendim dahil tüm Türk
Vatandaşlarına da seslenmek istiyorum blog aracılığıyla. Ülke olarak kimse
umutsuzluğa düşmesin, “Burak Yılmaz’ın Galatasaray ve Milli Takım santrforu
olduğu yerde herkes her işi yapabilir, her türlü başarıyı yakalayabilir”.
Yıllardır imkanlarım dahilinde izleyebileceğim tüm maçları izledim, mahallede
yolda yapılan maçlardan en güzel halı sahalara kadar imkanlar dahilinde
yüzlerce maç yaptım, çok yeteneksiz futbolcular, arkadaşlar gördüm ama Burak
Yılmaz gibi bir yeteneksiz hayatımda görmedim. Podolski’nin attığı golde, Burak
topu kontrol edip servis yapmalıydı ama yapamadı, tamamen tesadüfler sonucu top
Podolski’nin önüne düştü ve Poldi de en iyi yaptığı işi yaptı. Söz konusu Burak
olunca sahadaki yanlışları yazmak maalesef tek bir aksiyonu anlatmakla
bitmiyor. Skorda beraberlik yakalanmışken önce Podolski’nin vuracağı topta
Poldi’nin önünü kapattı sonra da aynısını Selçuk İnan’a yaptı. Kaçırdığı golleri
ise anlatmaya gerek görmüyorum çünkü son iki sezonda Burak’ın en iyi yaptığı
şeyler rakibe faul yapmak ve gol kaçırıp başını ellerinin arasına almaktan
başka şeyler değil.
Hamza Hoca geldiğinden beri
takımda ne bir oyun felsefesi ne de bir oyun planı var. Şu an problem
oyuncuların kalitesi veya yeterliliği olmaktan çıkmış durumda. Galatasaray
yönetimine transfer yapamadı diye çok kızıldı ama gelinen noktada transferler
yapılmış olsaydı da takım bu hocayla bundan daha iyi oynayamazdı. Selçuk
İnan’ın gördüğü basit kırmızı kartı da Tita’nın yaptığı harekete değil saha
içindeki çaresizliğe bağlıyorum. Selçuk yerine Xavi oynasa bugün oynanan oyun
bundan farklı olmazdı.
Ligin ilk 4 maçında nispeten
kolay rakiplere karşı 7 puan kaybeden bir takımın şampiyonluk yarışı içinde
olabileceğini düşünmüyorum. Salı günkü Atletico Madrid maçında aynı oyun devam
ederse, ki 3 günde bir şeylerin değişeceğini sanmıyorum, Yılmaz Vural’ın
Elazığspor’un başındayken yaptığı efsane yorumdaki hadisenin Galatasaray’ın
başına geleceğini düşünüyorum.
Yazıyı okurken şarkıyı
dinlediyseniz, nakaratta Göksel’in sabır, sabır, ya sabır dedikten sonra “
belki de akıllanır” dediğini duydunuz. Şarkı kime yazıldı, yazılan kişi daha
sonra akıllandı mı bilmiyorum ama Hamza Hoca’nın her hafta taraftara ya sabır
çektirmesinden sonra akıllanacağını düşünmüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder