Maç öncesi Galatasaray
taraftarlarına Atletico Madrid’in 2 - 0’lık galibiyetini kabul eder misiniz
diye sorulsa, tahminimce büyük çoğunluk bu skoru kabul ederdi. Maçın 2 - 0
bitmesinin, farkın daha fazla açılmamasının sebebini, Atletico’nun skoru
koparıp kendisini daha fazla yormak istememesi olarak görüyoruz. Zaten
Atletico’yu Real ve Barca gibi takımlardan ayıran özelliklerden biri de skor
avantajını yakaladıktan sonra oyunu kendi kontrolüne alıp rakibi uyutarak maçı
bitirmesidir. Bugün Real Madrid veya Barca’ya, hatta eski Manchester United vari bir takıma karşı
oynansa skor en az 5-0 olurdu, çünkü bu saydığım takımların rakibe acıması hiç
bir zaman olmadı.
16 Eylül 2015 Çarşamba
12 Eylül 2015 Cumartesi
Sabır, Sabır, Ya Sabır, Galatasaray 1 - 1 Mersin İdman Yurdu
Maçla ilgili yazmaya başlamadan
önce tüm Galatasaray taraftarlarına Yavuz Çetin’in muhteşem sololarıyla
Göksel’e eşlik ettiği “Sabır” adlı şarkıyı armağan ediyorum ve ben de bu şarkı
eşliğinde yazmaya başlıyorum.
30 Ağustos 2015 Pazar
Heraklitos'a karşı Hamza Hoca, Torku Konyaspor 1- 4 Galatasaray
“Değişmeyen tek şey değişimin
değişimin kendisidir demiş”, Heraklitos. Yaklaşık 2500 yıl sonra ise Hamza
Hamzaoğlu Heraklitos’un bu sözünün doğru olmadığını biz futbolseverlere
gösterdi. Kendisi göreve geldiğinden beri değişen hiç bir şey yok; kötü futbol ve
saha içi organizasyonsuzluk tam gaz devam ediyor. Skorlar yanıltıcı olabilir,
4-1’lik galibiyet güzel bir sonuç olabilir ama bireysel yetenekler ve rakibin
bireysel hataları olmasa Galatasaray en fazla 1 puan alabilirdi Konyaspor
karşısında.
Konyaspor’a bakınca, eksiklikleri
olsa da maçın belli bölümlerinde sakince top çevirdiğini, rakip yarı sahaya
organize bir şekilde geçebildiğini gördük. Galatasaray’da ise yine oyuncuların
anlık tercihleri organize olmayan paslaşmaların sebebiydi. Selçuk takımdaki sistemsizlik
sebebiyle o kadar saçma yerlerde topla buluştu ki, kendisinin yerinde Xavi olsa
dün ancak Selçuk kadar oynardı.
25 Ağustos 2015 Salı
Tünelin Sonunda Işık Yok, Galatasaray 1 - 2 Osmanlıspor
“Nasıl anlatsam, nerden başlasam”
sözleriyle başlayan MFÖ şarkısındaki gibi, ben de bugün Galatasaray için “Nasıl
anlatsam, nerden başlasam” diyorum. Geçtiğimiz yıldan beri süregelen kötü
futbol ve saha içindeki organizasyon eksikliği, bireysel performanslardaki
düşüşle de birleşince Osmanlıspor karşısındaki mağlubiyeti kaçınılmaz son olarak
olarak değerlendirebiliriz. Muslera ligin ilk iki maçındaki bireysel hataları
yapmasa skorlar Galatasaray’ın lehine olabilirdi ama açıkçası iki maçta
kaybedilen 5 puanın hayırlı kayıplar olduğunu söyleyebilirim. Skor yazarlarının
da gerçeği görmesi için gerekliydi böyle kayıplar.
Dünya’nın hiçbir yerinde şampiyon
olan takımın hocası, defansı, bekleri, kanat oyuncuları ve forveti
eleştirilmez; ama gelin görün ki geçtiğimiz yıl şampiyon olan Galatasaray’da
kaleci hariç diğer pozisyonlarda oynayan tüm oyuncular eleştirildi hatta yerden
yere vuruldu. Saha içi organizasyon eksikliğine rağmen bireysel
performanslardaki yükseklik geçen yılın 3 kupayla tamamlanmasına sebep oldu.
15 Ağustos 2015 Cumartesi
2015 - 2016 Sezonu Öncesi Galatasaray Değerlendirmesi
Kâbus gibi başlayıp rüya gibi
biten ve 4.yıldızla taç yapılan 2014/2015 futbol sezonunun ardından, ilk ciddi
sınavını Süper Kupa finalinde Bursaspor’a karşı veren ve bu kupayı da kazanan Galatasaray’da,
kazanılan 3 kupaya rağmen umutsuzluk ve kaos hakim. Geçtiğimiz sezon Hamza
Hamzaoğlu ile büyük bir çıkış yakalayan, hatta puan ortalaması olarak tarihin
en iyi dönemlerinden birini yaşayan Galatasaray’da, alınan puanlarla oynanan futbol
arasında çok büyük bir ters orantı gördük. Zaten şampiyonluğun baş mimarı
Muslera olunca, söylenecek pek bir söz de kalmıyor oynanan futbol için.
Galatasaray adına son dönemde
rahatsızlık veren konulardan bir tanesi de, sevinçlerin Fenerbahçe üzerinden
yaşanması oldu. Buna örnek olarak Sneijder’in şampiyonluk kutlamaları esnasında
“Fener Ağlama” temalı şarkısı ve kulübün GS Store’larda “Fener Ağlama”
konseptli t-shirtler basması oldu. Kurucusu Ali Sami Yen’in “Maksadımız
İngilizler gibi toplu bir hâlde oynamak, bir renge ve bir isme mâlik olmak ve
Türk olmayan takımları yenmek” gibi global bir vizyon koyduğu Galatasaray’da
kazanılan şampiyonluğun ardından Fenerbahçe ile uğraşmak kulübün ilkeleriyle
oldukça ters düşen hareketler oldu. Son dönemde Türkiye’de sıkça gördüğümüz
yerelleşme ve sıradanlaşmanın futbolumuzun ve kulüplerimizin üzerine de sirayet
ettiğini görüyoruz.
20 Temmuz 2015 Pazartesi
Şampiyonlar Ligi Ön Eleme Maçları Öncesi Fenerbahçe Kadrosu ve Transferleri
Geçtiğimiz yılın temmuz ayına
dönüp baktığımızda, şampiyon olmuş bir kulüp, bireysel anlamda gelişmiş bir çok
oyuncu, işleyen bir takım düzeni ve bunlara ek olarak Atletico Madrid’le rüya
gibi bir sezonu geride bırakmış Diego Ribas’ın transferini görüyoruz. Açıkçası
o günlerde futbolla ilgilenen herkes, şampiyonluğun bir numaralı favorisi
olarak Fenerbahçe’yi görüyordu ve görmekte de sonuna kadar haklıydı. Lakin
sonrasında, Türk Futbolu’nun mottosu haline gelen istikrarsızlık ve
sistemsizlik Ersun Yanal’ı Fenerbahçe’den ayırırken, hiç beklenmedik bir
şekilde İsmail Kartal’ı teknik direktörlük koltuğuna oturtuyordu. Sezon sonuna
geldiğimizde ise, “bu takım teknik direktörsüz de şampiyon olur” diyen Aziz
Yıldırım’ın yanıldığını, hem lig sıralaması hem de oynanan futboldan rahatlıkla
görebiliyorduk. Ayrıca Fenerbahçe Teknik Direktörlüğü gömleğinin İsmail
Kartal’a birkaç beden büyük geldiğini görmemek için kör olmak gerekiyordu ki
İsmail Kartal da durumun farkına varmış olsa gerek, sezonun son maçının ardından
hiç zaman geçirmeden istifasını veriyordu. Bunlara ek olarak, Galatasaray’la
girilen 4. yıldız mücadelesinin de
kaybedilmiş olması, Fenerbahçe ve Galatasaray arasındaki psikolojik üstünlüğün
Galatasaray tarafına geçmesini sağlıyordu.
7 Temmuz 2015 Salı
Lukas Podolski Galatasaray'da
Yıllardır gündemimizde olan ama
bir türlü transferi için şartlarını yerine getiremediğimiz bir oyuncuydu Lukas
Podolski. 2012-2013 sezonu başı Podolski için Galatasaray’ın en istekli olduğu
dönemdi ama o tarihlerde Arsenal 12 milyon € bonservis ödeyip transferi
gerçekleştirmişti; biz ise aynı dönemde 8.6 milyon € gibi hiç de fena olmayan
bir bonservisle Amrabat’ı almıştık. Bugün gelinen noktada ise 2.5 milyon €
bonservis ücreti ödeyerek Podolski’yi kadromuza kattık. Ödenen bonservis bedeli,
bu çapta bir futbolcu için oldukça makul, hatta 1.5 yıl önce Lucas Ontivero
için ödediğimiz bonservisle aynı.
Etiketler:
Almanya,
Arsenal,
Inter,
Lukas Podolski,
Transfer
2 Temmuz 2015 Perşembe
Merhaba
Öncelikle başta kendim olmak
üzere herkese merhaba diyorum. Yıllar önce açmaya yeltendiğim, hatta ismini ve
şablonunu bile hazırladığım bloga yazmaya başlamak bugüne kısmet oldu. Futbol
bloglarının hatta blogger olmanın önemini kaybettiği bugünlerde blogda
yazmamdaki asıl amacım, yıllar sonra eski yazılara bakıp geçmişte neler düşündüğümü, nasıl heyecanlar
yaşadığımı görmek ve kendi adıma ufak bir arşiv oluşturmak. Bu da ilk yazım
olarak kayıtlara geçsin.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

